|
HZ. OSMAN ZİNNUREYN (RA)
Yazarı : Ramazanoğlu MAHMUD SAMİ
Yayınevi : Erkam
Baskı : İstanbul / 1985 / 264 shf.
Hz. Osman (Ra) Nesebi:
Validesi ceddi alay-ı Nebi olan Abdulmuttalib’in kızı
Ümmi Hakimdir. Hz.Osman (ra) nesebi Rasulullah(sav) ile
Abdi Menafda birleşir. Hicretten 47 sene evvel
doğmuştur. Rasullullah (sav) efendimizin kerimesi
Rukayye validemizle ve onun vefatı üzerine diğer
kerimesi Ümmi Gülsümle izdivaç etmesi Zinnureyn ünvanı
ile intişarına sebeb olmuştur. Hz. Ali (ra) yanında bir
kere Hz. Osman (ra) anıldığında: Osman öyle yüksek bir
zattır ki, semada bile Zinnureyn diye anılır. demiştir.
İslamiyeti Kabulü:
Hz. Ebubekir (ra) iman ettikten sonra dostlarını ve
ahbaplarını irşada çalışmış, cahiliye devrinde en yakın
arkadaşlarından olan Hz. Osman’a islamiyetten bahsetmiş,
Hz. Osman Resul-ü Ekrem’i görmek istemiş, Hz Ebubekir
onu götürmek üzere iken Resul-ü Ekrem (sav) Hz
Ebubekir’i ziyarete gelmiş ve Hz Osman’a: Allah’ın ihsan
ettiği cennete rağbet et. Ben sana ve bütün insanlara
hidayet rehberi olmak üzere gönderildim. demişti. Hz.
Osman diyor ki: -Resul-ü Ekrem’in lisanından duyduğum
sözler o kadar saf ve sade, o kadar icazkar bir tesiri
haizdi ki, kelime-i şehadet kendi kendine ağzımdan
döküldü.
Osman ibn Affan, Zübeyr ibn el-Avvam ve Talha ibn
Ubeydullah, Hz Ebubekir delaletiyle müslüman oldular.
Hz.Osman müslüman olunca amcası Hakem bin Ebil As bin
Ümeyye onu yakalayıp iplerle ellerini ve ayaklarını
bağlayarak:-Babalarının dininden dönüpte sonradan çıkan
bir dine mi giriyorsun? Allah’a yemin ederim ki,
girdiğin o dinden dönünceye kadar iplerini çözmeyeceğim.
dedi. Bunun üzerine Hz Osman: -Bende yemin ederim ki, o
dinden asla ayrılmayacağım. deyince bunun fayda
vermiyeceğini anladı ve serbest bıraktı.
Resul-ü Ekrem’e Hısımlığı:
Hz. Osman müslüman olunca Resulullah (sav) kızı
Rukayyeyi ona tecviz etti. Her ikisi evvela
Habeşistan’a, sonra Medine ye olmak üzere iki hicret
yaptılar. Hz. Osman (ra) Rukayye validemizin vefatından
sonra Efendimiz (sav) in kerimeleri Ümm-i Gülsüm ile
izdivac etti. Ümmi Gülsüm validemizin vefatından sonra
Resulullah(sav):Ağlama Osman, Allah’a yemin ederim ki,
yüz kızım olsa bunların biri öldükçe diğerini tek biri
kalmayıncaya kadar sana verirdim. Bir defasında Resul-i
Ekrem (sav) Hz. Osman’ın zevcesi olan kızı Rukayye’nin
yanına varmıştı. Ona: Kızım Abdullah’ın babası (Osman)a
daima iyilik et! Ashabım içinde huyu bana en çok
benzeyen odur. buyurmuştu.
HZ OSMANIN MEDİNEYE HİCRETİ:
Hz Osman (ra) Habeşistan’da bir müddet kaldıktan sonra
Mekkelilerin İslamiyeti kabul ettiklerine dair yayılan
haberler üzerine avdet etmiş, avdetinde şayianın doğru
olmadığını anlamakla beraber Mekke’de kalmışsa da çok
geçmeden Medine’ye hicret etmiş, orada Hasan bin Sabitin
kardeşi Evs bin Sabitin misafiri ve kardeşi olmuştu.
Medine’ye Habeşistan’dan değil Mekke’den hicret etti. Hz
Osman (ra) Medine’ye hicret ettikten sonra müslümanların
istifade etmesi için Rume kuyusunu satın almıştır.
HZ OSMANIN GAZALARDAKİ MEVKİİ:
Hz Osman (ra) mühim ve ani bir mazeret dolayısıyla Bedir
gazasına iştirak edememişti. Çünkü Resul-ü Ekrem’in
kerime-i muhteremeleri ve kendisinin de zevcesi Rukayye
validemiz hastalanmış ve Hz Osman da Resul-ü Ekrem’in
emir ve müsaadeleriyle Onun başında bulunmak ve
tedavisiyle meşgul olmak üzere Medine’de kalmış, Resul-ü
Ekrem Ona: Sen kalbinin temizliği, hissiyatının necabeti
dolayısıyla gazaya iştirak ecrinide kazanacaksın.
demişti.
Hz Osman Tebük Gazasında İslam ordusunun üçte birini
techiz etmişti. Hatta Nebiyyi Ekrem (sav): Ya Rabbi ben
Osman’dan razıyım, Sen de razı ol, diye dua buyurmuştur.
Efendimiz minbere çıktı, bir konuşma yaptı ve herkesi
Ceyşül Usreye yardıma çağırdı. Bunun üzerine Hz Osman: -
bütün teçhizatıyla üçyüz deveyi koşum ve teçhizatıyla
vermeyi vadetti. Efendimiz, minberde Artık Osman’a
bundan sonra yapacağı işlerden hiçbir zaman zarar
gelmez. buyurdu.
HZ OSMAN’IN KUREYŞ SEFİRLİĞİ:
Resul-ü Ekrem (sav) Efendimiz Medine’den Mekke’ye umre
niyetiyle gelip maiyetindeki ashabı ile Hudeybiye
mevkiine inerek karşılarında Kureyşin muhalif bir
vaziyet aldıklarını anlayınca -bu seferden maksadın umre
yapmak ve Kabetullah’ı ziyaret olup harp için
gelmediklerini Kureyşe anlatmak luzümunu hissetti. Bu
vaziyeti Kureyş eşrafına bildirmek üzere evvela
Huzaalılardan Hıraş ibn Ümeyyeyi Salebe namındaki
devesine bindirerek Mekke’ye gönderdi. Hıraş, Mekke’ye
varıp bunu anlatınca Kureyş hücum ederek deveyi
öldürdüler. Kendisini de öldürmek üzere hayli eza ve
cefa ettilerse de Ehabiş Arapları araya girip bu
tecavüzü men ederek Hıraşı salıverdiler. Hıraş da gelip
keyfiyeti Resul-ü Ekrem (sav) e arz etti. Bunun üzerine
Efendimiz (sav) Mekke’ye Hz Ömer (ra) ı göndermek ve
Onun vasıtasıyla eşraf-ı Kureyşe maksadı anlatmak
istediyse de Ömer (ra): Ya Rasulallah Kureyşin bana
suikast etmelerinden korkarım. Kureyş benim kendi
haklarındaki adavetimi bilirler. Mekke’de beni himaye
edip bunların taarruzundan men edecek kavmimden kimse de
yoktur. Fakat ben size Kureyş nezdinde kendimden ziyade
hürmet görecek birini tavsiye edeceğim ki, O Osman bin
Affan’dır, dedi. Filhakika Hz Osman (ra) Kureyşin
riyaset mevkiinde bulunan Ebu Süfyan ile amcazade idi.
Bunun üzerine Rasulullah (sav) Osman bin Affan’ı
çağırdı. Ebu Süfyan ile Kureyş eşrafına maksadı
bildirmek için gönderdi. Bir de Mekke’de hicret edemeyen
erkek ve kadın müslümanlara teselli vermesini tenbih
buyurdu. Osman (ra) Mekke’ye gitti. Osman (ra) Kureyşin
ileri gelenleri ile görüşüp Efendimiz(sav) in emri
vechiyle maksadını onlara anlattı. Onlar da: Beyti tavaf
etmek istersen sen git tavaf et, fakat hepiniz olmaz
diye cevap verdiler. Hz. Osman da: Rasulullah (sav)
tavaf etmedikçe ben de edemem, diyerek teklifi reddetti.
Bunun üzerine Kureyş rüesası Onu Mekke’de alıkoydular,
göz hapsine aldılar. Osman(ra) avdeti teahhur etmesi
üzerine Osman bin Affan katlolunmuştur.. diye Resul-ü
Ekrem (sav)e ve Ashab-ı Kirama haber erişti. Bunun
üzerine Rasulullah (sav) hazretleri: Artık bunlarla
vuruşmadıkça buradan ayrılmayız, buyurdu. Rasulu
Ekrem(sav) Efendimiz gördüğü bir rüya üzerine Umre
maksadıyla ihtiyari sefer etmişti. Hz Osman(ra) katli
haberini duyuşuna kadar hiçbir zaman harbetmek emelinde
bulunmadı. Bunun da müteaddit sebepleri vardı:
1- Müşrikler bütün kuvvetlerini bir araya topladıkları
halde Peygamberimiz(sav) maiyeti az ve silahsızdı.
2- Resul-ü Ekrem(sav) efendimiz Beytullah’a hürmetsizlik
etmek istemiyordu.
3- Mekke’de birtakım müstadafin denilen zuafa-yı
müslimin vardı ki bunlar hicret edememişti ve
korkularından imanlarını izhar bile edemiyorlardı.
Harben Mekke’ye girildiği suretle bunların yanlışlıkla
katledilmeleri muhakkaktı.
4- Resul-ü Ekrem (sav) efendimiz zuafa-yı müsliminden
başka Kureyş ileri gelenlerinin de harcanmasını
istemiyordu. Çünkü yakinen biliyordu ki bugün İslam ile
mücadele halinde bulunan Kureyş müşrikleri başta olmak
üzere bütün Arap kavimleri az zamanda nail-i hidayet bu
suretle nuru İslam afakı aleme intişar edecektir.
BEYATÜR-RIDVAN VE HZ. OSMAN:
Beyati Rıdvan, bir ağacın altında icra edilmiştir. Bir
rivayete göre ilk beyat eden Ebu Sinan el Esedi olduğu
bildiriliyor. Bu beyatte bulunanlardan yalnız bir kişi
tehallüf etmiştir ki münafıklardan Beni Selemenin
kardeşi Cedd ibn-i Kaysdır. Beyatın hitamı sırasında, Hz
Osman(ra)ın şehadet haberinin yalan olduğu duyuldu. Bir
rivayete göre Efendimiz(sav) bir elini diğer eli üzerine
koyarak Hz Osman namına da beyat etmiştir. Beyat
esnasında Allah’ım bu beyatta Osman içindir, şüphesiz o
Senin ve rasulunun hizmetindedir, buyurmuşlardır.
Hudeybiye’ye Dair Misver Ve Mervan Hadisi:
Rasulullah (sav) Hudeybiye seferinde Medine’den
çıkmıştı. Yolun bir kısmına vardıklarında Nebii(sav)
maiyetine: Halid bin Velid bir takım Kureyş
süvarileriyle gözcü olarak Ganim mevkiindedir. Şimdi siz
yolun sağ tarafını tutunuz. buyurdu. Vallahi Halid,
peygamberle maiyetinin hareketini anlamadı. Nihayet
Halid ordumuzun kaldırdığı kara tozu gördü de hayvanına
ayağıyla vurup koşturarak Resul-ü Ekremin geldiğini
Kureyşe bildirmek üzere süratle gitti. Nebii (sav)
ordusuyla yürüdü. Nihayet Seniyye mevkiine gelmişti ki,
oradan Kureyşin karargahı üzerine inilirdi. Burada
Rasulullahın bindiği Kusva adlı deve çöktü. Nas: Kusva
harin oldu, Kusva harin oldu, demeye başladı. Hayvanı
sevk ettilerse de çökmekte ısrar etti. Nebi (sav):Kusva
harinleşmez. Onun çökmek huyuda yoktur. Fakat vaktiyle
Mekke’ye girmekten Fili men eden Kudretullah şimdi de
Kusvayı men etti, buyurdu. Bundan sonra Rasulullah:
-Hayatım yedi kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki
Kureyş, Allah’ın Harem dahilinde muhterem kıldığı
şeylere tazim kastederek benden ne kadar müşkül talepte
bulunursa bulunsun ben onu muhakkak onlara vereceğim,
buyurdu. Rasulullah(sav) maiyetiyle bu haldeyken Huzaalı
Büdeyl ibn Varka, kendi kabilesi Huzaadan birkaç kişi
ile çıkageldi. Mekke ve havalisindeki Tihame kabileleri
arasında Huzailer öteden beri Rasulullah(sav)in sırdaşı
di. Budeyl gelince Rasulu Ekrem’e: Bunlar muhakkak size
karşı harp edecekler ve sizi Beyti Şerife girmekten men
edecekler, dedi. Efendimizde şöyle buyurdu: Fakat biz
hiç kimseye harp etmek için gelmedik. Biz yalnız Umre
etmek niyetiyle geldik. Eğer Kureyş arzu ederse ben
onlarla aramızda bir mütareke müddeti tayin edeyim. Şu
şartla ki bu müddet zarfında ben onlarla harb etmeyeyim,
onlar da benimle diğer müşriklerin aramızı serbest
bıraksınlar, karışmasınlar. Bunun üzerine Büdeyl bin
Verka bu sözleri Kureyşe tebliğ eti. Daha sonra görüşmek
için Urve bin Mesud Efendimizin yanına geldi. Kureyşe
döndüğünde gördüklerini şöyle anlattı: -Ey ahali!
Vallahi ben vaktiyle birçok melikin huzuruna sefir
olarak çıktım. Ezcümle Rum meliki Kayserin, Fars meliki
Necaşi’nin divanlarına gittim. Vallahi bunlardan hiçbir
padişahın musahiplerini, Muhammed’in Ashabının
Muhammmed’e tazim ettikleri derecede meliklerine tazim
ettiklerini görmedim. Muhammed’in ashabı onun tükrüğü
ile bile teberrük ediyorlar. O birşey emredince derhal
emrini infaza mübaderet ediyorlar. O abdest aldığı
zamanda abdest suyunun fazlasını tehalükle
paylaşıyorlar. Şimdi Muhammed size güzel bir sulh ü
salahreyi arzetti. Bunu kabul ediniz!
Sonra Kureyşliler arasında Mikrez bin Hafs denilen
birisi kalkıp: -Bana müsade ediniz de Muhammed’e bir de
ben gideyim, dedi. Onlar da: Haydi git! dediler. Mikrez
Rasulu Ekrem’le ashabına doğru gelirken Nebi(sav): -Şu
gelen Mikrezdir, gaddar bir kimsedir, buyurdu. Mikrez,
Rasulu Ekrem(sav) ile görüşmeye başladı.
Hudeybiyede Musaleha Akdi ve Ebu Cendel: Mikrez, Rasulu
Ekremle görüşmek üzere iken Suheyl bin Amr çıkageldi.
Suheyl gelince Nebii(sav) bu isim ile tefeül ederek
ashaba karşı: Artık işiniz bir dereceye kadar
kolaylaştı, buyurdu. Suheyl bin Amr Rasulu Ekrem’e:
Haydi hokka, kalem, kağıt getir. Sizinle aramızda bir
müsalehaname yaz, dedi. Bunun üzerine Nebi(sav) katibi
Ali bin Ebu Talibi çağırdı ve: Bismillahirrahmanirrahim
yaz! buyurdu. Bunun üzerine Süheyl cahiliyyet hamiyeti
saikasıyla Rasulu Ekrem’e: İyi ama, ben, RAHMAN
kelimesinin mahiyeti nedir bilmiyorum fakat vaktiyle
senin de yazdırdığın gibi BİSMİKELLAHÜMME "Ya Allah
Senin isminle yazmağa başlarım, diye yaz" dedi.
Müslümanlarda bir ağızdan: Vallahi biz onu yazmayız.
dediler fakat Efendimiz bunu kabul etti. Sonra da " Bu
yazı Muhammed Rasulullah’ın mazmununa hüküm ve imza
ettiği muahedenamedir" diye yazmasını emir buyurdu.
Süheyl buna da itiraz ederek: "Vallahi biz senin
Rasulullah olduğunu bilmiş ve tasdik etmiş olsak, seni
Beyti ziyaretten men etmez ve sana karşı kıtale tassaddi
etmezdik. Şu kadar ki, "Muhammed ibn Abdullah" yaz,
dedi. Efendimiz bunu da kabul buyurdu. Bu karar "Kureyş,
Harem dahilinde Allah’ın muhterem kıldığı şeylere tazim
kast ederek benden ne kadar müşkil talepte bulunursa
bulunsunlar, Ben onu muhakkak onlara vereceğim"
şeklindeki verdiği kararın tecellisidir. Sonra Efendimiz
anlaşma şeraitine istinaden Suheyl bin Amra: "Siz bize
müsaade ediniz de Beyti Şerifi tavaf edelim, buyurdu.
Suheyl bu teklife de itiraz ederek: Vallahi sizi Beyti
tavafa bırakamayız. Çünkü Arap milleti "cebren ve kahren
istila olunduk," diye aramızda dedikodu eder. Şu kadar
ki, bu tahliye keyfiyeti gelecek seneden itibaren
başlasın. dedi. Ve bu suretle kabul olunarak Hz.Ali
yazdı. Şimdi Suheyl bin Amr şöyle bir madde teklif etti:
Sana bizden bir erkek gelirse o gelen kimse senin
dininde olsa bile onu geri vereceksin! Bu teklife
müslümanlar hayret ederek: Subhanallah! İslam camiasına
iltica eden bir müslüman müşriklere nasıl iade olunur,
dediler. Onlar bu halde iken Süheyl bin Amrın oğlu Ebu
Cendel, ayakları bukağılı seke seke geldi. Ebu Cendel,
müslüman olmuş ve bu yüzden hapsolunmuştu. Bu sırada
Mekke’deki hapsinden kaçmış ve türlü müşkilat ile gelip
nihayet kendisini müslümanlar atasına atmıştı. Bunun
üzerine Süheyl: İşte ya Muhammed! Sana karşı imza
edeceğim musaleha namenin ilk maddesine tevfikan bunu
bana geri vermelisin, dedi. Efendimiz(sav): Biz musaleha
nameyi henüz imza etmedik, buyurdu. Süheyl: Şu halde
vallahi ben de seninle hiç bir madde üzerine sulh olmam,
dedi. Efendimiz(sav): Haydi bunu bana bağışlayıp imza
et, buyurdu. Süheyl ısrar edip: Hayır bunu asla yapamam,
dedi. Mikrez ibn Hafs ki, bu da Kureyş murahhası idi. O
da Efendimize(sav) hitaben: Haydi bunu sana tecviz
ettik, dediyse de imza ya salahiyetli olan Süheyl
muvafakat etmedi. Bu sırada Ebu Cendel babasından
inadından yese düşerek: Ey cemaati müslimin! Müslüman
olarak geldiğim halde şimdi ben müşriklere mi iade
olunuyorum? Benim uğradığım şu felaketi görmüyormusunuz?
diye haykırdı. Hakikaten Ebu Cendel Allah yolunda
Kureyşin en şiddetli işkencesine uğramıştı.
İbni İshak: Efendimizin(sav): -Ya Eba Cendel, sabret!
Allah’dan ümitvar ol! Biz müslümanlar mağdur ve mahkum
olmayız. Allah Teala yakında sana da halas yolu
bahşedecektir. buyurduğunu kaydeder.
Rasulullah(sav) Efendimiz muahede namenin tahrir ve
imzasından fariğ olduktan sonra Ashabı Kirama: Haydi
artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip başlarınızı traş
ediniz! buyurdu. Ashabdan bir kişi olsun kalkmadı. Hatta
Rasulullah (sav) bu emrini üç kere tekrarlardı. Ashabdan
hiçbiri kalkmayınca Ezvacı Tahirattan Ümmü Seleme
validemizin yanına girdi ve: Şu halkı görüyormusun?
Onlara emrediyorum da icabet etmiyorlar. diye halktan
gördüğü kayıtsızlığı anlattı. Ümmü Seleme validemiz: Ya
Nebiiyellah! Emrinizi infaz etmek istiyor musunuz? O
halde şimdi dışarı çıkın, sonra ta kurbanlık
develerinizi kesinceye ve berberinizi çağırıp o sizi
traş edinceye kadar ashabdan hiç birisine bir kelime
bile söylemeyin. dedi. Bunun üzerine Efendimiz(sav) Ümmi
Seleme validemizin yanından çıktı ve ashabdan
hiçbirisiyle görüşmeyerek menasiki ifa etti. Kurbanlık
develerini kesti ve berberi Huzaalı Hıraş ibn Ümeyyeyi
çağırıp traş oldu. Ashab, Rasulu Ekremi bu halde görünce
onlar da hemen kalkarak Rasulu Ekreme imtisalen
kurbanlarını kestiler, birbirlerini traş etmeye
başladılar.
Anlaşmanın Müşrikler Tarafından Bozulması:
Efendimiz(sav) Medineye döndükten sonra Kureyşin
anlaşması olan Ebu Basir müslüman olarak geldi. Bunu
istemek üzere Kureyş iki kişi gönderdi. Bunlar Rasulu
Ekreme: -Bize karşı imza ettiğin ahdi hatırlatırız,
dediler. Efendimiz de muahede mucibince Ebu Basiri bu
iki kişiye iade etti. Bunlar Ebu Basir ile yola
çıktılar. Nihayet Zül-Hüleyfeye eriştiler.
Dağarcıklarındaki hurmadan bir miktarını yemek için
oraya indiler. Ebu Basir bu iki kişiden Huneyse: - Ya
Huneys! Vallahi şu kılıncını çok güzel zannediyorum,
dedi. Kılıncın sahibi, kılıncını kınından çekerek:
-Evet, vallahi bu kılnç çok iyidir, ben onu defalarca
tecrübe ettim dedi. Ebu Basir de: -Müsaade et de bakayım
dedi ve bir fırsat bulup elinden aldı. Huneysi öldürdü.
Öbür arkadaşı Kevser kaçarak ta Medine’ye vardı. Mescidi
Saadete koşarak girdi. Efendimiz onun telaşla koşup
geldiğini görünce: Muhakkak şu adam bir korku görüp
geçirmişdir, buyurdu. Kevser Efendimize(sav)
hitaben:-Vallahi efendim öldürüldü, men etmezseniz
muhakkak ben de maktul olacağım, dedi. Bu sırada Ebu
Basir de geldi ve: -Ya Rasulullah! Vallhi Allah sana
ahdini ifa ettirdi, beni müşriklere iade ettin, sonra
Allah beni onlardan kurtardı, dedi. Bunun üzerine
Efendimiz(sav) Ashaba hitaben: Anası helak olan Ebu
Basire hayret olunur! Bu adam harp adamıdır. Eğer bunun
fikrine yardım eden bulunsa o fırın karıştırır gibi
harbi ateşleyecek, sulh bozulacak, buyurdu. Ebu Basir bu
sözleri işitince Huzuru Saadetten çıktı ve deniz
sahiline kadar firar etti, Iys denilen mevkiide karar
kıldı. Ravi derki, Ebu Cendel de yetmiş süvari müslüman
ile birlikte müşrikler arasından kaçarak Ebu Basir’e
iltihak etti. Artık müslüman olan herkes Kureyş
arasından ayrılarak Ebu Basir’e iltihak etmeye başladı.
Vallahi bunlar Kureyşe bir ticaret kervanının gittiğini
duyar duymaz, onları öldürüp mallarını alırlardı. Kureyş
kendisini tehdit eden bu vaziyet üzerine Efendimiz
(sav)e Ebu Süfyan’ı hususi salahiyetle gönderdi. Kureyş
Rasulu Ekrem’den Allah rızası için ve aradaki karabete
hürmeten Ebu Basir cemaatinin nehbügaratlarının menini
ricaya başlamıştı. Artık bundan böyle Mekke’den
Medine’ye kim gelirse emindir, iade edilmeyecektir diye
haber göndermişlerdir. Efendimiz, Ebu Basir cemaatine
mektup gönderdi. Medine’ye gelmelerini emretti.
İbni İshak’ın rivayetine göre Amirinin katli haberi
Mekke’de duyulunca maktül Süheyl bin Amr’ın kabilesinden
olduğu için onun diyetini talep etmek istemiş fakat Ebu
Süfyan: -Bu diyeti kimden isteyeceksin. Bunu
Hz.Muhammed’den istemek doğru değildir. Çünkü O ahdini
ifa etmiş, Ebu Basir’i adamımıza teslim etmiştir. Ve Ebu
Basır, Hz. Muhammed’in emriylede katledilmemiştir.
Ailesinden diyet talebi doğru değildir, çünkü Ebu Basir
ailesinin dininde değildir, demiştir.
Hudeybiye Musaleha tarihinden Mekke’nin Fethine kadar
geçen iki sene zarfında müslümanların sayısı, İslam
dininin zuhuru zamanından Hudeybiye Muselahasına kadar
geçen 19 veya 20 yıl içinde İslam’a girenlerden birkaç
misli çoktur.
Hz. Ebubekir ve Ömer devrinde Hz. Osman: Hz.Osman(ra)
veda haccında Rasulu Ekrem’e refakat etmiş, Rasulu
Ekrem’in irtihali üzerine baş gösteren başkanlık
münakaşaları esnasında Beni Saide Sakifesinde
Hz.Ebubekir Sıddıka beyat etmiş. Hz.Ebubekir’in hilafeti
sırasında onun müşavere meclisinin bir rüknü sıfatıyla
vazife görmüştü. Hz Ebubekir’in son vakitlerinde
yazdırdığı ve Hz. Ömer’i hilafete tavsiye ettiğini
bildirdiği ahitnameyi yazmış, Hz.Ömer devrinde Ömer(ra)ı
bütün kuvvetiyle desteklemişti.
Hz. Osman’ın Halife Seçilmesi:
Hz. Ömer’in şehadetinden sonra halife intihabı ashabı
şûraya havale edilmişdi ki, Aşere-i Mübeşşereden "Osman,
Ali, Talha, Zübeyr, Sad ibni Ebi Vakkas, Abdurrrahman
ibni Avf" (ra) ile Abdullah ibni Ömer kendisi hilafete
intihab olunmamak şartıyla rey vermekte memurdu. Ashabı
şûradan Talha, Medine’de bulunmamıştı. Mikdad bin
Esved(ra) ashabı şûrayı bir hanede topladı. Ebu
Talha(ra) da kapıda bekledi. Suheybi Rumi(ra)da evkatı
hamsede imamet ederdi. Mısır emiri Amr ibnül As ile Kufe
emiri Mugire bin Şube de Medine’ye gelip şura hanesi
kapısında durdular. Bunların bu babda bir guna
memuriyetleri olmadığından Sad ibni Ebi Vakkas(ra)
ikisini de oradan savdı. Onlardan üst perdeden mücadele
etmekle aralarında söz uzadı. Kibarı Kureyş arasında
mübayenet ve burudet hasıl oldu. Halbuki bütün eşrafı
Arap ve ümerayı askeriye şura meclisinin vereceği karara
muntazır idiler ve vaziyet pek nazik idi.
Hz. Abdurrahman, Hz.Ali’nin yanına gelip "Sen Rasulu
Ekrem’e karabetin, İslamda tekaddüm ve sebkatin ve Dinde
hüsn-i asarın hasebiyle hilafete ehâkım dersin. Zaten
ehliyetin de müsellemdir. Fakat bilfarz burada senden
ahare verilecek olsa, sen kimi ehakk görürsün? dedi.
"Osman'ı" dedi. Hz.Osman da aynı vechile sorulduğunda
"Ali"yi dedi. Böylece hilafet ikisi arasında kaldı. Hz.
Abdurrahman hakem olduğundan eşrafı Arap ve ümerayı
askeri ile buluşup görüştü. Efkarı nası anlamak için
dolaştı. Sonra Zübeyr ile Sad ibni Ebi Vakkası çağırıp
reylerini sordu. Zübeyr reyim "Ali" için dedi. Sa'd da
"Bence Ali evladır, eğer sen kendini ihtiyar edeceksen
pek aladır. Beyat et de bizi sıkıntıdan kurtar" dedi.
Abdurrahman bin Avf da: "Ben hilafetten kendimi
hal'ettim. Hilafeti kabul etmem, Ebubekir ve Ömer’den
sonra kim halife olsa nas ondan hoşnut olmaz" dedi.
Sonra Abdurrahman bin Avf Hz.Ali ile gizlice görüştükten
sonra Hz.Osman ile merdane vakt-i fecre kadar görüştü.
Sabah namazından sonra ashabı şuarayı meclise davet
etti. Abdurrahman bin Avf toplanan cemaatin reyini
sordu. Ammar bin Yasir(ra): Eğer müsliminin itilaf
etmemesini istersen "Aliye beyat eyle"dedi. Mikdad bin
Esvedde onu tasdik etti. Hz.Osman’ın süt kardeşi
Abdullah ibni Sa'd ibni Ebi Serh de: Eğer Kureyşin
ihtilaf etmemesini istersen Osman’a beyat eyle dedi.
Abdullah ibni Ebi Rebia da onu tasdik etti. Ammar bin
Yasir, Abdullah ibni Ebi Serhi tekdir etti. O dahi ona
acı sözler söyledi. Huzzarın bir fırkası onu ve diğer
fırkası bunu tesahhub edip cidale başlasınlar. Sözler
çoğaldı, fitne emareleri göründü. Sa'd bin Ebi Vakkas
hemen: Ya Abdurrahman! Fitne zuhur etmeden bir karar ver
dedi. Abdurrahman bin Avf da: -Ey cemaat! susunuz,
başınıza bir iş çıkarmayınız. Hemen Hz.Ali(ra)ı çağırdı
ve ona:- Allah’ın kitabı ve Rasul’unun sünneti üzere ve
ondan sonra iki Halifenin sireti üzere amel edeceğine
Allah ile ahdi misak et, dedi. Hz.Ali de:" Umarım ki
ilmi takatım erdiği kadar amel ederim," dedi.
Abdurrahman da iki kere bu suali irad etti. Hz.Ali(ra)
yine öyle cevap verdi. Hz.Alinin cevabı savab ve
muvafık-ı hikmet ise de vakit pek nazik olmakla öyle
kayd ü şart, tekayyüd ve tevakkufa müsait değildi.
Binaenaleyh Abdurrahman ibni Avf Hz.Osman’ı çağırıp ona
da üç kere Hz.Ali’ye dediği gibi demekle Hz.Osman
tevakkufsuz "Evet öyle amel ederim" demekle Abdurrahman
Hazretleri başını kaldırıp eli Hz.Osman’ın eli üzerinde
olduğu halde: "Ya Rabb! Şahit ol! Boynumdaki emaneti
Osman’ın boynuna koydum, Allah’ın, Rasul’unun ve
halifelerinin yolu üzere sana beyat ediyorum dedi ve
orada muhacirin ile ensar da beyat ettiler.
Hz. Osman’ın Devri Hilafeti:
Hz. Osman (ra), Hz.Ömer (ra)ın vasiyetine uyarak cümle
memurları yerinde bıraktı. Yalnız Mugire bin Şube'yi
Kufe’den azl ile Sa'd bin Ebi Vakkası Kufe emiri
nasbeyledi. İbnül Esirin beyanına göre Hz.Ömer’in
vasiyeti bu idi. Daha sonra bazı ihtilaflar üzerine Sa'd
Bin Ebi Vakkas azlolunmuştur.
Hz. Osman Mısır valisi Amr İbnül Asdan haracın
artırılmasını istedi. Amr, bunun mümkün olmadığını beyan
ettiğinden Hz.Osman onu azlederek yerine Abdullah bin
Ebi Serhi tayin etti. Hem kumandan, hem bir idareci
sıfatıyle temayüz etmiş olan ve kendisini Mısırlılara
sevdirmiş bulunan Amr bin el-As'ın oradan ayrılması ile
Mısırda bir takım karışıklıklar başlamış, Herakliyusun
yerine geçen oğlu Konstantin bu fırsattan istifade
ederek Mısırı geri almaya teşebbüs etmiş, bir donanma
göndererek İskenderiye’yi geri almıştı. Hz.Osman, Amr
bin el-As'ı Mısır valiliğine derhal iade ederek o da
İskenderiye ye müteveccihen hareket etmiş ve orayı hemen
geri almıştı.
Hicretin yirmiyedinci senesinde Abdullah bin Ebi Serh
kumandasında hazırlanan kuvvet Libye çölünü geçerek o
zaman Akdeniz'in Afrika sahilindeki en müstahkem ve
zengin şehirlerinden olan Trablusun duvarları önünde
durmuştu. Hazret-i Osman Medine'den gönderdiği bir
orduyu takviye etmişti. Trabluslular cizyeyi ve Müslüman
olmayı reddettiklerinden muharebe başlamış, Romalılar
mağlub olmuşlar, Trablus ahalisi Müslümanlar la sulh
akdetmişlerdir. Bunu müteakip Müslümanlar Merakeş'e
kadar ilerlemişler, Abdullah Bin Zübeyr'in himmet,
cesaret ve kiyaseti sayesinde bütün bu havali İslam
devletine ilhak edilmişti. Afrika'nın fethinden sonra
Müslümanlara İspanya'nın kapıları açılmıştı. Hicri
yirmiyedinci senede Hz. Osman askerlerine ilerlemek için
emir vermiş fakat bir müddet sonra ileri hareketler
durmuş Abdullah bin Ebi Serh Mısır'a dönmüştü. Afrika'yı
fethetmeye muvafık olduğundan dolayı Hz. Osman ganaimin
beşte birini va'di mucebince Abdullah'a vermesi üzerine
efkar-ı Umumiye galeyana gelmiş bu galeyan karşısında bu
ihsanı Hz. Osman geri almıştı.
İbn Sebe'nin Zuhuru:
Hz. Osman (ra) hilafetin ilk zamanları aynıyla zamanı
saadet gibi geçti. Sonra nefis taamlar yemek ve türlü
libaslar giymek, gezip eğlenmek gibi servetü samana
müteaalik adetler çıktı. İşte bu esnada Abdullah ibn
Sebe namında bir münafık zuhur ile taraf taraf dolaşır
ve milleti İslamiye arasında tefrika ihdasına çalışırdı.
Aslen Yahudi iken Müslüman olarak Basra'da zuhur ile
"İsa (as) dünyaya tekrar gelecek; Muhammed (as) niçin
gelmesin?" diyerek Rasül-ü Ekremin dünyaya tekrar
geleceğine kail olmuş ve Ali O'nun vasisidir. Osman
bigayrihakkın hilafeti aldı diyerek batıl bir meshep
icat etmiştir. Bunun üzerine İbn Sebe Basra'dan tard
olunmuş oradan Kufe'ye gelip efkar-ı nası ifsada sai
etmekle Kufe'den de tard olunmakla Şam'a gelmişti.
Şam'da Ebu Zerr ile Muaviye arasında iştihatça zuhura
gelen ayrılığı fırsat bilerek bir gün Ebu Zerr
hazretlerinin yanına gelip "Muaviye'ye teaccüp
etmezmisin Malullah diyor, filvaki herşey Allah’ındır
lakin mal-ı müsliminin tabiri ma'ruf iken onu tağyir
etmesi Müslümanların evvela isimlerini sonra da
kendilerini aradan çıkarıp ta müslümanların beyt-ül
malını benimsemek manalarını ibham ediyor." demiş onun
üzerine Ebu Zerr nezd-i Muaviye'ye gidip "Emvali
müslümine Emvalullah tesmiye etmene sebeb nedir?"
deyince Muaviye "Ya eba Zerr mal Allah'ın malı biz de
Allah'ın kulları değilmiyiz" demiş ise de Ebu Zerr bu
tevili kabul etmeyerek O'na itap etmekle Muaviye bundan
sonra Mal-i müslimin derim diyerek yakasını kurtardı.
Ondan sonra İbn Sebe Şamdan dahi tard olunmakla azimet
eylemiş ve Mısır-Kahire'den bir fitne çıkarmak üzere
Basra'da ve Kufe'de edindiği yaranıyla muhabereye
başlamıştır.
Halkın Ümera Hakkında İtiraz Ve Şikayetleri: Ben-i
Ümeyyen’in kendilerine tevcih olunan emanetleri su'yi
istimal etmeleri halkı son derece i'zac eylemiş
olduğundan ma'hud İbni Sebe, Mısır’da bir şii mezhebi
ihdas ile hayli kimseleri sapdırarak Ali bin Ebi
Talib(ra)ın asla rızası olmadığı halde nası onun
beyatine davetle Basra’da vesair yerlerde peyda eylemiş
olduğu yaranıyla birlikte muhabere ederek halkı kıyam ve
isyana teşvik eyledi. Bundan dolayı eyaletlerde ümranın
emirlerine itaat edilmez ve Halifenin emrine ehemmiyet
verilmez oldu. Her tarafta Hz.Osman(ra) aleyhinde sözler
söylenir oldu. Bir merkezde toplanan efkarı umumiyye
halkın bu türlü ihtilafları ve Beni Ümeyyenin kötü tavır
ve icraatları üzerine bir garip tefrika haline döndü ve
taraf taraf ihtilal ve fitne emareleri zuhura başladı.
Emirlerin Medine’de Toplanması: Hz. Osman(ra) ahvalin
ciddiyetini derk ve tefattun ederek ümerayı Medine’ye
celb ve cem etti. Akd eylediği meclisi mahsusda: -
Halkın hakkınızdaki efkarını ve etvarını görüyorsunuz.
Durumun hall u faslı için siz ne dersiniz? diye sordu.
Abdullah bin Amir: -Halkı cihad ile meşgul et. Ta ki
kendi başları kaygısına ve hayvanları arkasına
düşsünler, dedi
Said bin el-As da: -Her kavmin reisleri vardır. Onlar
itlaf olununca halk müteferrik olup bir fikir üzerinde
ictima edemezler, diyerek muhalefetri seçen rüesanın
idamını münasip gördü.
Muaviye dedi ki: -Ümeraya tefvizi umur et. Her biri
kendi daire-i memuriyyetini zabtu rabt etsin. Ben Şam
ahalisine müteahhidim.
Abdullah bin Sa'd bin Ebi Serh: Halk, tamahkardır.
Onlara bezl-i mal edersen senin tarafına mail ve
müteveccih olacakları aşikardır, dedi.
Amr bin el-As da: -Tarıkı itidali iltizam et, yahut
ihtiyarı uzlet eyle, dedi. Hz.Osman Abdullah bin Amirin
reyini tercih ile nası takım takım cihada sevketmek
üzere ümerayı mahall-i memuriyetlerine gönderdi. Kufe
ahalisi Saidden şikayet etmekte oldukları halde onu da
Kufeye iade buyurdu ve halkı inkiyada mecbur eylemek
üzere atiyyelerinin kesilmesine karar verdi. Dönüşünde
Said bin el-As'ı Kufeye sokmamak istediler. Nihayet
Kufeliler emiri geri çevirerek yerine Ebu Musa el
Eşarinin nasbını istemişlerdi. Said bin el-As dahi
Medine’ye avdet eyleyerek keyfiyeti Hz.Osman’a haber
verdi. Hz.Osman(ra) Said’i azlederek yerine Ebu Musa el-Eş'ariyi
nasbetti ve Kufelilere bir emirname yazdı. Ebu Musa el-Eş'ari(ra)
ki meşahiri kurra-i sahabedendir. Kufeye varınca mescide
girdi, hutbe okudu, oradakilere nasihat verdi, onlarda
hemen namaz kıldırmasını rica ettiler. Ebu Musa el-Eş'ari:-
Siz Emirül-müminine arz-ı itaat eylemedikçe kıldırmam
deyince hemen "Emirül-müminini dinliyor ve itaat
ediyoruz" dediler. O da onlara imam olup namazlarını
kıldırdı.
Hz.Osman’ın Muhasarası:
Eyaletlerden gelen şikayetler üzerine hac mevsiminde
ümera gidip Hz.Osman ile mişavere etmişlerse de bir
hüsnü tedbire muvaffak olmaksızın avdet etmişlerdi.
Eyaletlerde bulunan güruh-ı muhalifin ise ümeranın
Hz.Osman nezdine gitmeleri anında kıyam ile her yerde
ihtilal çıkarmak üzere aralarında muhabere etmişlerken
henüz onlar tedariklerini itmam etmeden ümera avdet
etmekle bu niyetlerini fiile getiremediklerinden
Medine’deki taraftarlarıyla muhabere başlamışlar, bunlar
da cihad buradadır, buraya geliniz diyerek Medine’ye
davet etmişlerdi. Ehli Mısırdan bazıları Medine’ye gelip
valilerinden şikayet ve mazlumiyetlerini beyan
ettiklerinden Hz.Osman(ra) ona bir tehdidname gönderdi.
Abdullah bin Sa'd ise bundan dolayı hiddetlenerek
şikayetçilerden birini dayak altında öldürttü. Bu hadise
halkı bir kat daha hiddetlendirdi. Memleketin her
tarafındaki ehl-i kıyam yekdiğeri ile muhabere ederek
Hz.Osman’ı hal için Medine’ye varmak üzere aralarında
karar vermişlerdi. Mısır, Kufe, ve Basra ehl-i
kıyamından sekizer yüz kadar adam birleşip haberleşerek
ziyaret-i Beytullah için diyerek yerlerinden hareket ile
Medine’ye gittiler. |