|
BUHRANLARIMIZ
Yazar : Sait Halim Paşa
Yayınevi : İz
Baskı : İstanbul / 1991 / 434 shf.
1. MEŞRUTİYET
- 1876 Anayasasını halkan fazla halkçı geçinenler
devletin mümessili sıfatlarına milletin koruyucusu
sıfatını ekleyerek hükümdara karşı milleti alet ederek
nüfuz kazanmayı, hem milleti hem sultanı kullanmak
isteyenler hazırladı.
- Bu anayasa batılıların baskısıyla 1908’de kabul
edildi. Eski Anayasa değiştirildi ama tecrübesiz ve
şımarık meclis üyeleriyle uygulanamadı. Usuller,
adetler, sosyal sınıflar ortadan kalktı. Avrupa’nın
medeniyeti bir anda alınmak istenince isyan ahlakı
gelişti.
- Herkes hürriyetçi, hırsızlar bile millet avukatı
kesildi ( Atatürk istismarı gibi o zaman da hürriyet,
musavet, adalet vb. ).
- Avrupa’nın kendi sosyal yapısına uygun ve onun için
ideal kanunları tatbik ederek ulaştığı noktaya bizim
bünyemizin sosyal farklılığına bakmadan aynı kanunları
uygulayarak ulaşmak istedik.
- Bizde devlet adamları olsa bile yanlış teşhis ve
tedavi metodları ile imkansız şeyleri yapmayı
istediklerinden en iyi insanlarımızı yabancı kanunlar
uğruna harcadık.
- Anayasa, örf, adet, geleneklerimizi dikkate almadan
aynen alınan kanunlarla ıslah yapıla yapıla halk artık
ıslaha olan inancını da yitirdi.
- Osmanlı’ın son dönemi halkı cahil yığınlar oluşturduğu
için çok geniş hürriyetler hazımsız bir demokrasi
olacağı için vekilleri seçim hileleri ile halka kabul
ettirildi.
- Fıtrata ve hayat gerçeklerine zıt kanunlar dayatıldı.
- Batı toplumunda asalet vardır, halk burjuvası vardır.
Oysa bunlar bizde yoktur. Bizdeki mütevekkil ve kayıtsız
fedakarlıktan mahrum memur sınıfı batıdaki aristokrat
sınıfı gibi sorumluluk ve bilinç taşımaz ki devlet de
onların misyonunu eda etsin.
- Sosyal yapı kanunlarla değişmez ( Hala anlaşılmış
değil dil tartışmaları ). İslam’da imtiyaz şahsi ve
menfiden değil, ilim ve Allah korkusundan gelir. Bu da
istibdat getirmez. Batıda, ise kanlı sınıf ve mezhep
çatışmaları vardır.
- Batıda üstünlüğün ölçüsü olmadığından aynı sosyal
seviyedeki insanlar farklı sınıflara yükselenleri
eşitsiz sayarlar, değiştirmek isterler. İmtiyazlı sınıf
ise direnir.
- Demokrasi ; aristokrasi ayrımı olan batının eşitlik
anlayışıdır. Bizde aristokrasi yok ki böyle bir hürriyet
arayışı olsun.
Anayasa ; Osmanlı ırk, lisan, millet olarak o kadar
farklıdır ki böyle bir yapıya Avrupalının aklı ermez. Bu
birlik İslam birliğidir.
- Avrupa’da ise mütecanis unsurlar asırlar sonra birlik
sağlamışlardır. Onların yapısına uygun bir meşrutiyet
bizim yapımızı dağıtmak demektir.
- Taklitçilik milli ve batılı diye ayrım getirdi.
Özellikle adliye ve maarifte bütün problem meşrutiyet
dahil ne istersek hep aşırıya kaçmamızdır.
- Sultan Hamit’i şartlar öyle olmaya zorlamıştır.
Meclis-i Meşruta ise mutedil ve makul insanlardan
yoksundur. Meclis tecrübesiz ve bilgisiz, milli his ve
hayallerle dolu ihtilalcilerden oluşmaktadır.
İttihat ve Terakki de taklitçiliğin kurbanı olmuştur.
Her dönemde en mesuliyetli olanlar aydınlar ve
tecrübelilerdir.
2. TAKLİTÇİLİĞİMİZ
- Hürriyet insanoğlunun manevi ve fikri ilerlemesiyle
hakikati aramasının bir meyvesidir.
- Hayal içerisinde yaşayıp eşyadan fikirlere gidemiyor,
herşeyi tenkid edip ümitsizleşiyoruz.
- Başka milleti taklit tehlikelidir. Eşitlik bizde
kölelikten kurtulma, kin, haset duygusu uyandırmaz.
Çünkü bizde asilzade ve ruhban sınıfı olmamıştır. Her
ırk, mezhep zaten eşittir.
- Dikkatli ve uzak görüşlü olmadığımızdan istibdattan
sonra aşırı parlamenterizme geçince fazla halkçı ve
serbestçi olduk. Oysa ihtiyaçlara uymayan suni şeyler
kendiliğinden kaybolmaya mahkumdur.
- Partiler ve kavgalar bize siyasi hürriyet getirecek
zannedip kurduk. Husumet ve rekabeti körükledik.
Mebuslar birbirlerine şiddetle düşmanlık yapınca
meşrutiyet (demokrasi) yükseliyor sanıp safdilane memnun
olduk. Oysa hakikat tam aksidir. İnsanlar siyasi çekişme
yerine sevgi ve dostlukla daha verimli olurlar.
- Fenciler rekabet olmadığı için müthiş bir hızla
ilerliyorlar. Bizdeki çekişmeler, partiler ve millet
vekilleri suni oluşturulmuştur. Milli ve ırki yönler
körükleniyor.
- Kötü niyetli azınlıklar ve partiler meclise meşrutiyet
(demokrasi) diye girdiler.
- Osmanlı düşmanı olup her değişikliği iyi zannedip, örf
ve adetleri bir anda değiştirmeye kalkıştık.
Taklitçiliğin sonu bugünkü gibi anarşidir.
- Batılı demokrasiye, adaletsizliğe, baskıya karşı
savaşarak eğitim ve vatanseverlikle ulaşmıştır. Bizde
baskı yoktur ki demokrasi arayışı olsun. Komşudan
ısmarlama olmaz.
3. FİKRİ BUHRANIMIZ
- Aydınlarımız batı hayranıdır, kendi memleketini
tanımaz, yıkıcı tenkitler yapar, meseleleri izah ve
ispat edemediği için inkar eder. Memleketin sosyal, dini
gerçeklerini bilmez. Fakat bize akıl hocalığına
kalkışır. Yıkmaya uğraşır.
- Batılı düzeltir, bizimki yıkar. Islah yerine yıkmaya
uğraşır. Yeni şeye ulaşan tecrübeleri olmadığı için
zorbalığa yeltenir. Keyfi hareketlerle inkılapçı,
hakim-i mutlak olur.
- Batı hayranlarının hali tedavi için tıp kitabı
okuyanlara benzer. Kendisinde bütün hastalıkları var
zannederek hayatı katlanılan bir yük, çaresiz bir
ızdırap sayar. Bütün bilgileri kendini bilmemek esasına
dayandığı için daha da karışık bir hal alır.
- Batı hayranları manevi, sosyal ve siyasi meselelerde
1. Kendi ahlakımızı ve maneviyatımızı bilmezler ve
öğrenmeye tenezzül etmezler.
2. Bizimle ilgisiz pekçok yol ve metod bilirler.
- Bunun sonucunda bizi nevzuhur bir millet görürler. Bu
da ruhen ve fikren göç doğurur.
- Yabancıdan çok yabancı olduklarından fikirler üzerinde
muhitin tesirini ihmal ederler.
- Edebiyat ve fikirde samimiyetsizdirler. Zeka eseri söz
ve tavırlarla karamsarlık var.
- Asalaklar kendi muhitlerinde yabancıdırlar ve bizi
Avrupa’ya asalak yapmaya çalışırlar.
- İlim görüntülü bu cehalet ve başarısızlıklar sonucu
her yenilik halkta bir umutsuzluk oluşturur. Batıdan
istifadenin yolu onun ilmini almaktır.
- Bizim ideallerimiz ile sosyal ve siyasi kanaatlerimiz
tamamen dinimizdendir. Her milletin ‘manevi vatanı’
milli kanun ve ananelerle oluşur.
- Hakir görmek yerine Türk medeniyetiyle övünerek,
müspet bir milliyetçilikle batıyı körü körüne taklitten
kurtulursak terakki edebiliriz.
4. CEMİYET BUHRANIMIZ
- Cemiyetimiz adeta ilkel bir kavme dönmüş, ayıp
günahlar ortaya dökülmüş, kanun ve nizam yokluğundan
sosyal yapı sarsılmıştır.
- Dış tesirler aydınımızı manipüle etti. Aydınlar dış
desteği devlete karşı koz kullandılar.
- Yabancılaşan aydınlar da Fransızca konuşmak, içki,
kadın, dine terslikler medeniyet sayıldı.
- Halk aydından mahrum kaldı ve nefretler reddetti.
Aydınlara karşı, her türlü yeniliğe karşı yumuşatılması
imkansız bir sertlikle karşı koydu. Çocuklara eğitim
verilmedi.
- Aile ve toplum bozuldu. Öğretimde sadece fen esas
alındı, uymayan herşeyin reddi istendi. Ahlak eksik
kalınca edepten mahrum, yenilikçi, cüretkar evlatlar
türedi.
- Halkın ahlakını okullu nesil bozdu. Çöküşün iki
sebebi:
1. Sosyal müesseselerin özel yapısı
2. Islah metodlarındaki hatalar
- Eski memur sınıfı istiklalden mahrum, manevi ve fikri
seviyeleri düşüktü. Az çıkan kabiliyetler de husumetle
harcanıyordu. Batılı müesseselerdeki herşey sihirli gibi
alınıyordu. Her yenilik bir ümitsizlik fakat hafif de
bir ümit getiriyordu. Mutlakiyet vazifesini tam
yapamadığından farkında olmadan ihtilale de taraftar
oluyordu.
- Sosyal esaslar: Her devir ihtiyacı olan seçkin sınıfı
kendi içinden çıkarır. Fakat bu memur olmadığından uzun
zaman alır.
- Millet bağları mazi birliği ve manevi-fikri mirasla
oluşur. Din, sanat hep birlik unsurlarıdır ve saygı
gerektirir. Kendi sanatımızı, musikimizi, mimarimizi,
bedii eserlerimizi korumak içtimai vazifelerimizdendir.
- Dinimize bağlılık bizi kurtarıyordu. Fakat 1300
senedir ilk defa maddecilik İslam ülkelerinde ilk bizde
zuhur etmiştir.
- Batıda ilim ve fen hıristiyanlıkla çatıştığı için
maddecilik çıkmıştır. Aydınlarımız bizdeki geriliğin
sebebini bu zannettiler. Maddecilik ve dinsizliğe
sarıldılar. Batıya da şirin görünürüz zannettiler.
Halkın arzusu siyasette eşitlik, sosyal hayatta
eşitsizliktir. Bizde eşitsizlik sebebi irfan ve istidat
sahibi insanların inkişafıdır. Bu da imtiyaz sayılmaz.
Fıtridir.
- Bilgi değil, ahlak eksikliğimiz sebebiyle azim, sebat,
irade boşluklarımıza rağmen ilim ve sanat elde etmek
istiyoruz. Herkes kendini düzeltmeli.
- İnsana yol çizen akıl ve bilgiden çok ahlaktır.
- Kadın hürriyeti medeniyet başlatmaz, batırır. Hak eden
hürriyeti kendisi alır. Bizde kadınlardan gaspedilmiş
bir hürriyet değil, içtimai yapımız böyledir.
- Sosyal vazife, sosyal hürriyet doğurur. Başarı ve
ehliyet daha çok selahiyet verir.
- Siyasi hürriyetler ise liyakate göre değil isteklerden
doğar. Cemiyete zarar dolaylıdır ama kin ve nifak
doğurabilir. Sosyal vazifeler hürriyeti, siyasal
hürriyet vazifeyi gerektirir.
- Ciddi cemiyetler kadınlardan ulvi, bozuk cemaatler de
kadınlardan süfli şeyler ister. Sosyal ve siyasi
meseleler karıştırıldığı için Avrupa’daki feministlerin
siyasi hak talepleri bizdekilere sosyal hak ve hürriyet
talebi olarak aksetmiştir.
- Toplum ahlak ve ananesine aykırı bu istekler hep red
görecek, içtimai bilmeyen batıcılarınsa kırgınlıkları
devam edecektir.
- Toplum iradesini küçümsemeleri, kıyafetleri iffet ve
terbiyeyi hafife almaları şiddetli tepki uyandırıyor.
Ancak halk bu tepkilerini kanun korkusuyla izhar
edemiyor. İtaat edecek otorite yoktur. Feministler
şımarık.
- Sosyal hadiseler polis zoruyla önlenemez. Tam tersine
kuvvetlenir.
- Muntazam cemiyetler ancak ahlaklı, faziletli, olgun
insanlardan oluşurlar.
5. TAASUP
- Batı ruhbanların dini otoritelerini kaybetmemek için
kitleleri hakikatlerden mahrum ettiler. Barı medeniyeti
ilkel his ve inançlara, saldırgan ve müstebit bir ruha
mezhep kavgalarından doğan kin ve nefretle girişti.
- Müslüman doğu, sürekli savaşlar ve neticesinde
mecburen itaat ettikleri hükümdarların keyfi idaresi
sonucu batının siyasi ve sosyal geriliğine döndü. İlim
ve medeniyeti yayma kabiliyetini kaybetti.
- Doğ batının zulmü karşısında ona hep kin ve nefretle
baktı. Batı ise ruhbanların tesiri ile Müslümanı hep
aşağılık ve zararlı bir terörist gördü.
- Eskiden din diyerek gidilirken haçlı zihniyeti artık
her yere medeniyet diye gidiyor.
- İlerleyen milletlerin hıristiyanlıktan uzaklaşması
ilerlemenin yolunu öyle gösterdi.
- Batı dünyası hıristiyan ruhbanların yerine rahipleri
ilim adamları olan yeni bir din çıkartmıştır. Bu yeni
dine, imanı hıristiyanlığı kadar da
ciddidir.(Sekülerizm)
- Bazıları medeniyet ilerledikçe İslamiyet’ten
uzaklaşılacak zannettiler. Oysa bizde dinin tarifi
farklıdır. ‘Beşerin maddi-manevi ve akli dengesini
sağlayarak insanlığı saadete ulaştıran, saadetin
devamında akli ve ilmi her vasıtanın müspet ışığında
sağlayan bir dindir İslam.’
- Geri kalma sebebi din değildir. Avrupa ilerlemesini
ruhban sınıfı engelliyordu. Oysa İslam ilmi teşvik eder.
Esas dine uymamakla geriledik.
- Biz batıya karşı meşru müdafaa durumundayız. Batı ise
kendisine ve sömürge düzenine karşı herşeyi taassup
yobazlık diye yaftalıyor.
- Batının düşmanlığını gerçek sebebi dünyayı
medenileştirme çabasının önüne geçen İslam şahsiyetidir.
Bütün kin ve hücumları bu şahsiyetedir.
6. İNHİLAT-İ İSLAM HAKKINDA
- İslam dünyasının gerileme sebeplerini ilk batılılar
ele aldılar ve bunun İslam şeriatından kaynaklandığını
yaydılar.
- Müslümanlar bu iddiayı batılıların İslam’a olan kinine
bağlayarak şiddetle tepki gösterdiler, batı ve batıcılar
da bu tepkiye bağnazlık -taassup-yobazlık dediler.
- Düşüncemizdeki karışıklık gerçek sebebi yani neden
tembel ve cahil kaldığımızı tesbiti geciktirdi.
- Milletlerin inandıkları dine kendi özelliklerinden
verdikleri bir vakıadır. Eğer din mani olsaydı Japonlar
ilerleyemezdi.
- Yeni Müslüman olan toplumlar eski cahiliyet dönemi
adetlerinin tesirinden tam kurtulamadılar, neleri
terkedeceklerinin bilemediler, din yeni ihtiyaçlara
uygun tefsir edilemedi, çare İslam’ın bunlara tesirini
arttırmakken tersi oldu.
- Türkler ise İslam’dan önceki medeniyetleri İslam’dan
sonraki ilerlemesine mani olacak kadar köklü
olmadığından yeni şeriatı tam temsil edip (Malik Bin
Nebinin) ifadesi ile 6 asır tehlikelere set çektiler.
Fakat onlardan Arap ve Acemlerden menfi etkilendiler.
- Batıya olan nefret onların medeniyetteki
ilerlemelerini takibe engel oldu. İslam alemi felsefi ve
metafizik kısır çekişmelerle uğraşırken batı yeni
icatları ile istila etti.
- Müslüman liderler saadetimizin yolunun batıya benzemek
olduğunu zannettiler. Oysa batı kendi anlayış ve
ananelerine göre bir sistem kurmuştur. Bu bize uymaz.(
Bilginin İslamileştirilmesi 12. söz, 3. esas, Hikmet-i
felse Kur’aniye)
- Halk ile aydın arası uçurumlar oluşmuş, halk aydınları
tehlikeli ve yıkıcı görüp itimat etmez, aydınlarsa
takdir ve itaat görmediği halkı hor görerek teselli
bulur.
- Aydınlar halka fikirlerini kabul ettirmek için yıkıcı,
baskıcı, aşağılayıcı olmuş, halka yol göstermenin
ötesinde gerilemede amil olmuşlardır.
- Başka memleketlerin mütefekkirlerinin tek gayesi milli
gayeye hizmet ve onu kuvvetlendirmekten bizde milli
şeylere zıt ve en temel mukaddes vazifelere gayri
ciddidirler.
- İslam kendisine has inanç ve ahlak sistemiyle en makul
bir şeriat-ı insaniye yoludur. Ahlakını inancından,
sosyal nizamını ahlakından, siyasetini sosyal nizamından
alır.
- İslam fertleri kendi kabiliyet ve zekalarına göre
üst-orta-alt diye ayırır. Bu yönüyle, fikirleriyle,
demokratik, şahsi üstünlük, fazilet ve ilme saygı
yönüyle aristokratiktir.
- İslam belli bir idare şekline mahkum etmez. Karşılıklı
hak ve hukuka riayet ve hürmet edilmek şartıyla
ihtiyaçlara göre bir hükümet kurmakta serbest bırakır.
- İslam toplumunda dinsizlik müessese ve yürürlükte olan
kanun ve ahlakı reddetmektedir.
- Batı dünyası İslam’ın daha baştan tesis ettiği
inanç-ahlaka kaynaklı sosyal gayeyi arayış
içerisindedir. Şu anda günlük düzenlemelerle
mükemmeli-İslam’ı arıyorlar.
- Aristokratlarımız halkçı fikirlerle, halkta üst
tabakaya saygıyla meşbu olduğu için inanç kaynaklı bir
demokrasi vardır.
- Batıda ise sınıflar hukuk eşitsizliği, menfaat
çatışmaları, sınıf ve parti gelenekleriyle sürekli
çatışma halindedir ve her gün gayri memnun bir sınıf
ayaklanır.
- Batı rahat ve selameti din gibi oluş kanunlarda,
Müslümanlar ise aynı şeyi inanç, his, ahlaki ve fikri
terbiyelerinde bulurlar.
- İslam toplumlarında asırlardan beri tarafsızlık, insaf
ve adalet hisleri yaygın oldukça ihtilaller olmamıştır.
İhtilaller batıcılığın meyvesidir. Sağ-sol vb.
- İslami müesseselerin değişmezliği kemal halinde
olmalarındandır. Nakise değildir. Batı ise arayış
içerisindedir. Batıcılara göre İslam 13 asır önceki
köhne fikirler ve savunanlar ise mutaassıplardır. Oysa
zaman değişse de insan fıtratı aynıdır.
- İslam kanunları, fıtrat kanunlarıdır. Tabiat ve
Kur’an. Hürriyetlerin anarşi getirmemesi için bazı
kurallar şarttır. Bu da fıtratta mevcuttur. Tek kurtuluş
İslamiyettir.
- En iyi Müslüman en iyi insandır. Müslümanın iki
vazifesi vardır:
1. Özel: Ahlak ve fikir seviyesini arttırıp, içtimai
yapıya tatbik
2. Genel: Başka Müslüman milletlere de yardım.
- Müslüman milletler İslam dinini kabul ettiği için
parlak bir medeniyet kurmuşlardır.
7. İSLAMLAŞMAK
- İslam’ın inanç kaynaklı ahlakı, sosyal hayatı ve
siyaseti mükemmel ve kusursuz kaidelere bina edilmiştir.
Son ve en olgun dindir.
- İslam ne pozitivist, ne idealist, ne de sosyalisttir.
Hepsini kapsar.
- Müslümanım diyenin İslam’a göre hissedip yaşayıp
hareket etmesi gerekir. Siyasette İngiliz, sosyal
hayatta Fransız vb. Olamayız.
- Biz katıksız bir imanla tevhid inancına sahibiz.
Dinsizlik birtakım soyaçekim veya kusursuzluk arayışı
veya ahlak terbiyesinden kaynaklanan fikri ve ruhi bir
çöküştür.
- İslam ahlakı: 1 hür olmak 2 eşitlik 3 eşitsizlik 4
yardımlaşma
- Cemiyet hayatı: 1 hürriyete layık olmak 2 ahlak
seviyesi kadar 3 liyakat ve ihtilaller 4 yükselme arzusu
- İdarede kabiliyet ve liyakate göre verilen makamlar
hürmet görür. İdareyi tam, itimatla teslim eder. Onun
için yüksek tabakalar demokrasiye, halk aristokrasiye
meyillidir. Birinci sınıf üstünlüğün temsilcisi.
İkinciler ise namzet ve müştaktirler. Herkes ferttir.
- Müslüman siyaseti: Siyaset ve müessese ahlaklı cemiyet
oluşturmak için kurulur.
1. Başkan: Herkes ona tam itaat eder ama tam da kontrol
eder. Suiistimalde elinden alınır ve normal bir fert
olur. O da şeriata uymak zorundadır. 2. Şeriat: Kainatı
kucaklayan yüce hakikatin insanlığa ait kısmıdır. 3.
Eski din arayışı 4. Yeni din 5. İlk Müslümanlar 6.
Ruhaniliğin çıkışı 7. Bozulması 8. Hürriyetin elden
kaçması 9. Irki özellikler 10. Türkler’in uzaklaşması
11. En iyi anlayan Türkler 12. Batı tesirleri 13.
Batıdan gelen yenilikler batının asırlık kininin
izlerini taşıyordu 14. Osmanlı Rönesans-İslam’dan
uzaklaşma 17. Irki görüşler 18. Batı medeniyeti sonucu
19. İslam’ın bütünleştiriciliği ve milli kültürler 20.
Müsbet milliyetçilik 21. Halk ve vazifeler 22. Hürriyet
ve yardımlaşma 23. Eğitim hedefi ve metodun değeri 24.
İyi bir Müslüman nedir, nasıl yetiştirilir (iki kanatlı)
25. Vazifeni yap, hakkını koru
8. İSLAM DEVLETİNİN SİYASİ YAPISI
- Her yol Roma’ya değil Mekke’ye gider.
- Şeriat yaradılışa uygun fakat iradelerin dışında
değişmez ahlaki ve sosyal kanunlar.
- İlahi kudret demek olan şeriata boyun eğmek Tehvid’in
esasıdır.
- Şeriate bağlılık taassup değildir aklın kemalinde
araştırarak varacağı son şeriattir.
- İnsan afaki şeylerde objektif olabilir ama enfüsi
şeylerde subjektiftir. Bunu da din belirler.
- En mesut toplum Allah (cc)’a en iyi itaat eden
toplumdur.
- Hakimiyet milletindir ilkesi eskiden Kilise ve
Krallığın yaptığını taklit eden hayali bir haktır.
Temelinde kuvvet vardır.
- İnsanda doğuştan hak yoktur. Zamanla ‘söz geçirme
hakkı, saygı hakkı, hürriyet hakkı, mutluluk hakkı’nı
elde eder.
- Milli irade denen şey milletin çoğunu temsil etmeyen
çoğu zaman suni milletvekilleriyle göstermelik bir
hakimiyettir. Eskiden azınlık baskısı vardı şimdi
çoğunluk.
- Milli irade şeriatın gösterdiği sosyal ve ahlaki
nizama boyun eğmek zorundadır.
- Şeriatın hakimiyeti İslam kardeşliği ve ortak gaye
getirmiştir.
- Gerçekten şeriat kaynaklı bir devlet sevilen
devlettir. İstibdat kötü idarecilerin eseridir. Fert ve
toplum bu nizamda mutludur.
- Müslümanların gerileme sebeplerinin başlıcası dinden
uzaklaşmadır. Batıda şu anda çok ciddi sınıf çatışmaları
vardır. Bizde gerileme sadece iktisadi ve maddiyken buna
inanç ve ahlakta içtimai gerileme eklenince 70 yıl elden
gitmiştir.
- Tabiatı araştırma ve fen ilimlerine vakıf olma
Müslümanlarca terk edilmiştir aradan asırlar geçmesine
rağmen sosyal ve ahlaki ilimlerin temeli olan fıkıh
bizim tamamen gerilemememize engel olmuştur artık ilim
ve fende yol açılmıştır.
- Batıcılarımız İslami esasları araştırmaları
neticesinde değil, maddi zevklere karşı sınırsız
hırsları sebebiyle reddetmektedirler.
- Batıda durum artık vehimdir. Herşey mubah
zannedilmektedir. Batının gerçek ve değişmez bir sosyal
hedefi yoktur. İslam devletinin halkına verdiği hürmet
ve itaat duygusunu batı veremememiştir. İzmlerin hiçbir
önemi yoktur.
- Batıda hürriyet ve eşitlik sunidir. Sınıflar arası
rekabet be husumetler hala vardır.
- Bir cemiyet ancak sabır ve akılla asırlarca ahlaklı
bir terbiyeden geçirilip tarafsız ve müsamahalı olma
meziyetlerini kazanırsa eşit hak ve vazifelere
ulaşabilir. Batıda istek ve gayeler çok farklı ve zıt
olduğu için her biri kendi sosyal sınıfı ve bunlar da
partileri oluşturdu. Hepsi de devleti ele geçirip
kullanmayı arzu eder.
- Yürütme (icra) kuvveti siyasi partiler elinde alettir.
Yasama (teşri) aynı şekilde taraftırlar ve zorbalığı
meşru görür. (Örneği bugünkü sistemimizdir.)
- Batını siyasi yapısı onun sosyal yapısına uygundur.
Biz tabii ahlaki kanunları bilmediğimizden siyasi
istiklalimizi kaybettik. Batının sosyal felaketi ise
tabii ahlaki kanunları bilmemesinden olacaktır.
- İslamiyet’te siyaset: Parlamento kanun koyucu değil
murakıptır. Vazifesi iyi bir idare ve adaletle birlikte
cemiyetin ilerlemesinde yardımcı olmaktır.
- Yasama hakkı batıda siyasi, İslam’da ise sosyaldir ve
selahiyet gerektirir. Böylece ortaya konulan kurallar
vicdanlarda saygı ve korku uyandırır. Yoksa istibdat
zalimlere kanun istismarı, mazlumlara halktan kaçıp
teröre sığınma hissi verir. Devlet bakanlığı sistemi
vardır. Güç siyasi organlara bölünmez. Bugünkü sistemin
geldiği noktadır.
- Teşri hakkını elde tutan meclis salahiyetli
insanlardan oluşur ve vazifesi hükümeti murakabedir. Hak
ve salahiyetler birleşince istiklaliyet olur.
- Batıda siyasi partiler tamamen farklı yolları temsil
eder. Bizde ise aynı gayeye ulaşmanın değişik yolları
aranır. Sosyal yapı ne kadar iyiyse siyaset o kadar az
olur.
- İslami sistemlerde murakabe (meclis), teşri (yasama),
icra (yürütme) müstakildir. Şeriatı hakim kılmakla
hükümete destek olurlar.
- Batılılaşma toplumu anarşiye sürüklemiş, hayati
meseleler çok basitçe ele alınmıştır. Yegane çare
İslam’dan ilham alarak medeniyet yoluna yürümektir.
- Bu çok büyük iş cesaret ve sarsılmaz iman ister. Çok
keskin bir iman lazımdır ki o iman sahibi ağır
vazifesini başarsın, gerekli gücü, desteği ve irade
kuvvetini o imanda bulabilsin (bu fikir adamları da
Risale-i Nur Mektebinde yetişecektir).
HATIRAT
- I. Dünya savaşına giriş sebepleri ve girmemek mümkün
müydü?
- Üçlü ittifak (Fransa-İngiltere-Rusya) hem bizi yalnız
bıraktılar hem de şartsız olarak kimseyle bağlantı
kurmazsak bütünlüğümüzü garanti ettiler.
- Anlaşmada (tamamen tarafsız kalma) maddesi izafi bir
maddedir.
- Rusların niyetleri belliydi. Tarafsızlık bizim için
yalnızlık demekti ve tarafsızlığını müdafaa şansı yoktu.
Bu da Türkiye’yi paylaşma şansıdır. (Çekiç güç) - Savaşa
katılmaya mecburduk. Çünkü Sevr Muahedesi veya I. Cihan
Harbi hiç söylenmeyen asırlık hıristiyan kini ve ‘şark
meselesi’dir.
- Milli mücadelede cihan harbinin devamıdır. Tarafsız
kalamazdık. İttifak devletlerini istemedik ama onlar
kabul etmediler. Biz sınırları müdafaa harbi istiyorduk,
fakat Almanlar bizi tuzağa düşürdüler. Sait Halim
Paşa’nın istifası kabul edilmedi.
- O gün (bugünkü gibi) içişlerini elde tutan Talat Paşa,
Enver Paşa’lar sadrazama bilgi vermediler. Ermeni
tehcirinde aşırılığa kaçtılar ve istenilen bilgiyi
vermediler.
- Askeriye ile idare arasında o zaman da anlaşmazlık
vardı. Yine büyük bir problem de ‘kaht-ı rical’di.
İki eksiklik:1. Yanlış sistem 2. İnsan yokluğu
- Bu bölümde Paşanın Divan-ı Harp’te verilen cevapları
vardır. |